Kaybetmek… Bu kelimenin taşıdığı anlamlar saymakla bitmez. Ama en acısı, bir gün önce hayatına renk katan birinin, ertesi gün senden kopup o tüm renkleri bir anda soldurmasıdır.
Hayatım boyunca acıyla da mutlulukla da yeterince yüzleştim; insan olmak zaten tüm bu duyguları taşıyabilmek demek. Ama birini kaybetmek… işte o bambaşka bir acı. Hayat bir anda grileşiyor. Dün gökkuşağı gibi varlığıyla renk katan kişi, bugün yok ve o renklerin hiçbiri artık görünmüyor.
Seni merak eden, arayıp soran, telefonunda ismi kayıtlı olan, her gün yazdığın, beklediğin, sesini duymak istediğin biri… artık yok mu? Bu nasıl bir şaka, nasıl böyle bir boşluk? Hayatın gerçekten bu kadar acımasız bir döngü olabileceğine insan inanamıyor.
Anathema’nın One Last Goodbye ve Parisienne Moonlight şarkılarının o derin acı dolu hikâyesini şimdi ben yaşıyorum. Annelerinin kaybı üzerine yazılmış o şarkılar… artık benim için yalnızca müzik değil; dinlediğim anda göğsümde fırtınalar koparan, kalbimi yerinden söken parçalara dönüştüler. Anathema, hayatımda yine binlerce fazla anlam kazandı. Çünkü bir zamanlar yalnızca korkarak dinlediğim, “umarım hiç yaşamam” dediğim o duygular… şimdi gerçeğimin tam ortasında duruyor.
Gideceğini belki hep biliyordum… ama hayatın bu kadar acımasız, bu kadar hoyrat olabileceğini asla tahmin edemiyordum. Blackfield’ın Miss U’su bile böyle bir dönemde göğsümden geçip gitmeye yetti; sanki kalbime bir delik daha açtı her dinlediğimde.
Yarın sen gitmiş olacaksın… ve ben seni özleyeceğim.
Evet, seni özleyeceğim.
Belki bir gün gideceğini hep biliyordum ama bunun gerçekten yaşanmaması için içten içe hep dua ettim. Ama hayat bazen öyle bir noktaya getiriyor ki insanı, kontrolün sende olmadığını suratına çarparak hatırlatıyor. Tıpkı Vincent’ın Lost Control’ün başında sorduğu o soru gibi: “Kontrolümü kaybettim mi?” Ve finalde o çaresiz kabulleniş… İşte ben de tam böyleyim. Yıllarca kontrolü kaybedip kaybetmediğimi düşündüm durdum. Şimdi ise olduğu yerde duran ama içinde çığlık atan biri gibi kesinlikle kontrolünü kaybetmiş hissediyorum.
Düşüyorum. Ne kadar kaldı yere çarpmama, kim bilir?
Kalbimin kırıldığını başka nasıl anlatabilirim?
Neden yalnız bırakıldım?
Neden… ve keşke’ler.
Sanki yolun sonundayım.
Geceleri uykuya dalamıyorum, zihnim durmuyor.
Her şey içimde dönüp dolaşırken tek gerçek var:
Bu acı, içimde sessiz bir çığlık gibi büyüyor.
Meleğim, seni çokça özleyeceğim, güzel kalbin bana ve yüzlerce insana ışık oldu, huzurlar içinde uyu.
seni seven Oğlun.
Berkay.







Yorum Yazın